Mimarı tasarım konusu olmuş yapılar, meydanlar, anıtlar, parklar, heykeller vb. kentsel değerlerin aydınlatılması için ‘aydınlatma tasarımı’ kavramını bilmek gerekir. Kent dışında kalan yollar, kavşaklar, karayolu tünelleri, uçak pistler gibi yerlerin aydınlatılması bunun dışında kalır. Bir aydınlatma tasarlanırken öncelikle mimari yada kentsel özelliklerin incelenmesi gerekir. Oluşturulacak aydınlık bir yandan mimari karakter ve kullanışa uyarken, bu aydınlığı sağlayacak ışık kaynakları da olabildiğince mimari ile bütünleşmeli, biçim, gereç, renk ve konum bakımından mimariye uyum sağlamalıdır. Uyum çalışması yapılmadan ileriki aşamalara geçilmemelidir. Çünkü yapılacak tasarımın temel verilerinin oluşturulmasını yönlendiren ve biçimlendiren bu çalışmadır. Bu tasarımı yaparken dikkat edilmesi gereken temel hususları şu şekilde sıralamak mümkündür;

  1. Belli nesneleri ve/veya alanları aydınlatacak olan ışık buralara yönlendirilmeli, ve kesinlikle göze gelmemelidir. Gözün ışık kaynağını görmesi hem rahatsız edici ve yorucudur, hem de oluşturulan aydınlıktan yararlanmayı azaltır. Göze gelen ışık aydınlatılan nesne yada alanların, olduğundan daha karanlık görünmesine neden olur.
  2. Bir yüzeyde girinti ve çıkıntıların algılanması önem taşıyorsa bu yüzey için baskın doğrultulu bir ışık alanı oluşturulmalı ve yüzeydeki girinti ve çıkıntıların eğimine göre ayarlanmalıdır. Tüm üç boyutlu dokuların aydınlatmasında bu kural geçerlidir.
  3. Gölge niteliği bakımından, içinde yaşanan iç mekanlarda yumuşak ve saydam gölgeli bir aydınlık oluşturmak uygun olur.  Kara gölgeli aydınlıklar, oluşturdukları ışıklık karşıtlıkları nedeniyle  ilgi çekici, fakat yorucudur. Bu tür aydınlıklar ancak vitrin ve sahne gibi, içinde yaşanmayan ve kısa süre bakılan yerlerin aydınlatmaları için uygundur.
  4. Sert gölgeli aydınlıklar, düzlem olmayan yüzeylerde var olmayan çizgiler oluşturabilir ve böylece sert ve gerçek dışı görüntülere neden olabilir. Bu nedenle yalnızca özel amaçlar için kullanılmalıdır.
  5. Bakılan alan çevre alandan daha aydınlık olmalıdır. Okunan bir kitabın sayfaları, çalışılan bir tezgahın üstü, bir konuşmacının yüzü, bir yazı tahtası, yakın çevreye oranla daha karanlık olmamalıdır.
  6. Bakılan alan ile çevre alanlar arasındaki ışıklılık oranları yorucu karşıtlıklar oluşturmamalıdır. Değişik alanların tanımları ve aşılmaması gereken karşıtlık oranları, aydınlatma tekniği literatüründe yer almaktadır.
  7. Büyük karşıtlıklar, küçük karşıtlıkların görülebilmesini engeller. Bu kural renk konusu için de geçerlidir. Daha önce de bahsedilen ışığın göze gelmemesi kuralı bu yolla da açıklanabilir. Görsel algılama, renk ve ışıklılık karşıtlıklarının algılanmasından başka bir şey olmadığına göre aşırı karşıtlıklar oluşturarak, bakılan yerin eksik oluşturulmasına meydan verilmemelidir.
  8. Mat nesneler, üzerinde oluşturulan aydınlık ile görünür duruma gelirler. Parlak nesneler ise üzerlerinde oluşan çevre görüntüsü ile algılanırlar tam mat nesnelerin kendi görünürlükleri de tamdır. Ayna gibi tam parlak yüzeyli nesnelerde ise tam olarak görünürlük, oluşan çevre görüntülerinin görünürlüğüdür. Tam mattan tam parlağa değişen ara durumlarda ise nesnelerin kendi görünürlükleri de buna göre değişir.
  9. Mat nesnelerin aydınlatmasında elde edilecek sonuç, bu nesneler üzerinde oluşturulacak aydınlığa, dolayısıyla bunların ışıklılığına bağlıdır. Parlak nesneler üzerinde oluşturulacak aydınlık ise, bunların kendi görünürlüklerinde pek etkili olmaz; yansıttıkları yüzeylerin aydınlatılması ve gerekli ışıklılığa kavuşturulması gerekir.
  10. Çok küçük mat ve parlak yüzeylerin oluşmuş iki boyutlu dokuların vurgulanması mat ve parlak yüzey elemanları arasında yeterli ışıklılık ayrımı oluşturmakla elde edilir.
  11. Parlak nesnelerin yansıttıkları yüzeylerde büyük ışıklılık karşıtlıkları varsa, bu nesneler iyice parlak görünür. Bu nesnelerin yansıttıkları yüzeylerde ışıklılık karşıtlıklarının azalması ile nesnelerin algılanan parlaklıkları da azalır. Işıklılık karşıtlığı olmayan yada, çok az olan bir ortam içindeki parlak nesneler mat görünür. Parlak nesnelerin olduğundan daha parlak yada aksine mat görünmesi gereken durumlar vardır. Aydınlatmada çevre düzeni buna göre kurulmalıdır.
  12. Parlak nesnelerin biçimlerinin algılanması, bunlar üzerinde çizgisel görüntülerin oluşmasına bağlıdır. Aynı zamanda parlaklığın da vurgulanması gerekiyorsa, bu çizgisel görüntüler, çizgisel (doğrusal) ışık kaynaklarının görüntüleri olabilir.
  13. Aydınlatmada aydınlatan ışığın rengi ile aydınlanan nesne ve yüzeylerin renkleri arasındaki ilişkiler çok önemlidir. Değişik spektrumlu ışıklar, özdeksel renklerde çok büyük renk türü değişimlerine neden olabilir. Çeşitli mekanlarda değişik ışık renklerinde oluşan ışıksal iklimler de birbirinden çok farklı ve yerine göre çok iyi yada çok kötü olabilir.
  14. Dış aydınlatmada, kale, sur, şato gibi eski yapıların ve bunların kalıntılarının sıcak renkli ışıklar ve özellikle yüksek basınçlı sodyum buharı lambasının, sıcak sarı ışığı ile aydınlatılması uygun olur. Yeni taş yapılar, yada beyaza yakın renkli yapılar, beyaz renkli ışıkla aydınlatılmalıdır. Metal ve cam yüzeyli çağdaş yapıların aydınlatmasında soğuk renkli ışıklar, yada başka renkli ışıklar kullanılabilir. Bu tür yapıların yüzeyleri parlak olabileceğinden, konu bu açıdan ele alınmalı ve aydınlatmanın dolaylı yollarını da kapsayan bir etüd ile işe başlanmalıdır.
  15. Yapı dış yüzeyleri aydınlatılırken, anlamsız bir görüntü oluşturacak olan düzgün yayılmış aydınlıktan kaçınmalıdır. Yapı yüzeyi etüd edilerek, buradaki devingenliği vurgulayacak ve mimari anlatımı belirginleştirebilecek yeterli ışıklılık ayrımları yaratılmalıdır.
  16. Kent aydınlatmasında konu, bölgesel yada kentsel diziler olarak ele alınmalıdır. Karanlık içinde tek bir yapının aydınlatılması, çok yönlü ciddi etüdleri gerektirir.
  17. Kent içi dış aydınlatmalarda, belli bir bölgede; örneğin bir meydanı çevreleyen yapıların yüzeylerinde tek renk ışık kullanmaya özen gösterilmelidir. Farklı bir renk ile bir vurgulama yapılmak isteniyorsa bunun çok iyi etüd edilmesi gerekir. Bu durumda bile ışık rengi sayısı ikiyi aşmamalıdır. Vurgulamanın aynı rengin daha doymuşu ile yapılması ise daha iyi bir çözümdür.
  18. Bitkilerin ve suların aydınlatılması mutlaka soğuk renkli ışıkla yapılmalıdır. Sular (havuzlar, göletler vb.) su içinden aydınlatılmalı, yada bunları çevreleyen ağaçlar aydınlatılarak karanlık su yüzeyinde bunların görüntüleri elde edilmelidir. Su yüzeyinin parlak ve yansıtma çarpanının da düşük olduğu unutulmamalıdır.
  19. Ağaçlık alanları aydınlatmasında, her ağacın aydınlatılması en büyük yanlıştır. Aydınlatma, ağaç gruplar için ve yer yer yapılmalı; aralarda aydınlatılmamış ağaç grupları bırakılmalıdır. Işık kaynağını yükseğe konulup, ağaçların gövdesi karanlıkta bırakılarak ağaçlar yerden koparılmamalıdır. Işığın göze gelmemesi başka önlemlerle sağlanmalıdır.
  20. Tüm dış aydınlatma konularında da ışığın göze gelmemesi kuralı titizlikle uygulanmalıdır. Özellikle, parlak yüzeyli yapılarda ışık kaynaklarının görüntüleri de düşünülmelidir. Aydınlatma tasarımı, bir anlamda mimari tasarım gibi gerçek gereksinimleri karşılamaya yönelik ve aydınlatma tekniğine dayalı olarak, özgün bir aydınlatma düzeninin oluşturulması şeklinde tanımlanabilir. Bu tanımda, belli bir aydınlatma tasarımında konunun teknik yönü yanında sanatsal ve mimari yönü olmak üzere iki ayrı boyutunun olduğu açıkça ortaya konulmaktadır. Mimari tasarım nasıl belli aşamalarla gerçekleşiyorsa, aydınlatma tasarımı da aynı şekilde onu izlemelidir. Bu aşamalar sırasıyla Ön tasarım, Tasarım ve Uygulama projesi olarak ele alınır.Ön tasarım, mimari açıdan bir hazırlık evresi olup, mimari tasarım konusunun özelliklerine göre doğal ve yapma olarak tüm verilerin, konu ile ilgili yasa ve yönetmeliklerin değerlendirildiği,her yönden belirli ilke ve kararların verildiği bir aşamadır.